Salı, Aralık 13, 2011

Yanarken Su Bile

Senin ihanet ettiğin zamandı. Belki diye bir kelime vardı; var olan ve kuşkusuz can yakmış, şüpheye yer yok ki seni, sevmekten men etmiş beni, bir takım zaman dilimlerini ardında kül bile bırakmayacak kadar yakacak bir kelimeydi belki. Bir kelime, bütün henüz yaşanmamışlıkları bile delilik kadar güzel eyleyecekti. Belki, belki kurtaracaktı çaresizliğimizin gereğinden geniş zaman dakikalarını. Belki de, belki bizi kurtaracaktı. Belki, inandıracaktı inanılmaz zamanların yaklaştığını, denizin ufka harman olduğu yerden görünen yağmur bulutlarının gelişi gibi. Aslolan, toprağın gelecek yağmurun şölenine hazırlığıydı. Bütün çiçekler, damlalara küskün gibi görünüp aslında çok kapalı o hava durumuna inat en parlak renklerine bürünecekti. Ki bütün çiçekler ve bütün renkler senden ibaretti. Bense yalnızca fırtınanın evveli sükunete ev sahipliği yapan bir dingin-gibisi deniz olacaktım. Yağmuru yağdıran bensem de, tevazu edip karşında susacak, susacak ve toprağı olacaktım; denizlikte bile yağmurun toprağı olmaya gayret, densizlik diye anlaşılmasın diye. Belki, belki seni bile kurtaracaktı, senden. Bulutlar sırf yağıyor ve bu sefer ağlamıyor olsa da sen gülecektin, güneş doğacaktı yeniden. Belki. Belki, sırf yazdan kalma diyeydi bu yorgunluğu doğanın bahşeder halleri. Belki bir taşlardan hallice kıyıda buluşacaktık; bulacaktık sonunda birbirimizi. Yağmur geliyordu, düş destur dinlemeden yağacaktı. Toprak neyi müjdeleyecekse ona inancı vardı. Ama yağmur inanmıştı. Belki yağmur bile inanmıştı çoraklığa inadının tutacağına. Ve biliyor musun, yağmur bir gece yağacaktı? Sırf çok burnu kalkık görünmeyeyim diye, tanrıların yanıbaşı kot farklarından geliyor olsa bile. Yine de yağmur yağacaktı. Yine de çiçekler en parlak renklerini takacaktı yapraklarına. Kurumaktaki bir ağaç bile dal yaprak yalnızlıkta kalmayacaktı o gece. Gece olmuş olacaktı. Çaresizliğin gereğinden geniş zaman dakikalarında. Çitler olacaktı belki de, kıyının ucunda. Gelişini kutlayacaklardı, çatırdamaya, büyümeye çok hevesli çocuklar gibi. Çimenler bile ilk defa küfretmiyor olacaktı üzerilerine basan yüreği fazla ağır yolcuya. Ki denizlilik misafirlik değildir, ne kadar çorak olursa olsun toprağın kendisi. Gece bitkileri bile korkmayacaktı; bizim ilk defa sanatsal sancılarımızı yenip onlardan korkmamamız gibi. Ve ilk defa, 'sadece bunun için' dememek bir keyif olacaktı. Gerçek olacaktı hepsi. Şiirler yetmeyecekti, ne natürmort, ne kalbi şahanesi sahneye. Belki, belki de ilk defa bir cenaze-i yaptırım olmayacaktı kalbin sicilinde. Sivil ve yakışıksız, aksak ve kirli, delilik ve dahiyane bir fikir olacaktı aşk; çimlerin üzerinde, gece bit bitkilerinin yanında, denizin kıyısında, bir gece vakti olur, yağmuru beklerken. İki yürek bile yetmezken dört koldan sarılmaya; bu denli doğa mucizesi yalan olamazdı ya. Değil miydi? Ama? Ya..

Çiçekler bekliyordu. Gece bitkileri yorgun, bitkin, umutsuz gibi ama heyecanbazdı. Çimenler ilk defa küfretmiyordu. Çitler oralı değil olmaya çalışırken nasıl da mizah unsuruydu. Deniz dingin ve hazırdı; toprak en kızıl renklerine bürüyordu, çiçeklerin hazırlığının esnasında. Bir yağmur bekleniyordu. Yağmadı, yağmayacak. Sen, her günün sonbaharında özleniyordun gibiydi. Sonra hepimiz beraber gökyüzüne baktık, bir falez hizasından. Yağmur yağacaktı; öyle söylenmişti hepimize..

Hepimize çok geç fark ettirdi kirli ve mantıklı ve haklı gerçeklik kendini. Senin ihanet ettiğin bir zamanmış. Belki'ye. Ve hepimize.

Sen bizimle, hepimizle, aynı gökyüzüne bakmıyordun ki.

Etiketler: ,

Cumartesi, Aralık 10, 2011

Düştü

Bir hikayenin sonu
Bir ayrılığın esnasında
Yolların ayrımının ortasında
Sen
Yukarıda bir yerlerden
İne geldin hayatıma
Bilemedim
Anlayamadığım nereden geldiğini
Şu çok iki boyutlu
Ve labirent dünyamda

Bana gençliğimi hatırlatıyorsun
Henüz yaşamadığım
Ve huşu içinde geçen çocukluğumu
İnadına
Sırf inat uğruna
Ahmak bir çocuk olduğumu
Ve gençliğimi
Sigara boğumu günlerimi
Bir erkek için bile fazlasıyla anonim gitmiş bekaretimi
Basiretimi
Densizliğimi
Sevilmeyi
Ve en çok da
Sevmeyi

Yüzünü özlüyorum
Hiç yaşamadığım sobalı bir salon sıcaklığında
Kalbime mumlar yakıyorum
St. Antuan Klisesi'nin
Reel yükümlülüklerin
Hükümsüzlün
Ve halet-i pürmelalimin adına
Yine de yekdüze kalıyorsam bana kızma
Ve ve ile'leri bitmiyor sözlerin senin hakkındaysa
Ve malum seviyorum
Emin oluşum adımdan bile fazla

Şunları yazan
Şuh ve rahatsız diye namlanmış
Şu bir zamanlarına rastgeldiğin
Muhtemelen içinde bir miktar ömür sürdürüp süründürdüğün
Bedeninden bile kambur aklımın
Çok dik duramayışına şahit oldun
Anlıyorum
Sonunda ben de
Ben bile
Anlıyorum

Aklım bir dalgalı
-Ve hiç de dingin olmayan-
Denizdi
Bir fırtına gerekliydi durulmaya
Durup, susup, düşünüp, çok düşünüp
İnsan olmaya
Ve dahi inanılmaz ama
Adam olmaya

Ağlamaklı oluyorum
Seninle yaşayamayacağım
Her bir acıklı anıya
Yüreğimdeki parmak izlerini sayıklıyorum
Ayıklıyorum tarlamda ne kadar diken varsa ile yetinemiyorum
Toprağı dibinden yeniliyorum
Çiçekler açsın
Gülü öyküleyenin yüreğine batmasın diye

Adını sayıkladığımı söylüyorlar
Ben uyur gibi yaparken
Ahmaklar!
Bilmiyorlar halimi
Tanımıyorlar seni
Ki senin adınsa
Kalbimin sayacına çomak sokan
Onlar duyabilemezler
Her bir 'Gizem' diye sayıkladığımda
Yeni bir ağıt yazıldığını

Dersen ki bana
İyi yazmışsın, hoş yazmışsın
Hoş, aslında hiç de iyi yazamamışsın
Çok geç zaman kipine
Ve hiç gelmeyecek'e
Hiç de iyi olmayan şeyler karalamış
Ve geç kalmışsın
Dersen
Anlarım
Anlamış gibi yaparım
Yine mumlar yakarım içime
Kokulu ve hijyenik bir aydınlık olsun
Geriye benden hiç iz kalmasın diye

Bak
Duy artık
Kalbimi açıyorum sana
Daha önce hiç sevilmemiş
Ve hiç kırılmamış gibi
Kalacaksa bu bir beyhude çaba
Varsın kalsın yüreğim
Soğuk ve rutubetli merdiven altlarında evveliyatının

Olmamış kalsın cümleler
Sıradanlaşa gelmiş olsun kafiyeler
Çünkü ne kafiyeler, ne kifayetler, ne de üzüntüler..
Senin hakkında diye
Tüm bu yazılagelenler
Yazılamıyor da, bitemiyor da şu hal
Ah benim zavallı tedavülü geçmişliğim

Yine de içime sığmıyor gerçekler.

08.12.2011
(23:17)

***

Politik bir söylem olurdu
Benim seni sevmem
Sanma bu hal yalnızlıktan
Ya da kelimeler
Çok serbest çağrışmaktan
Eylemlere gebeyim
Ölümüm realite copundan olacak
Sezebiliyorum

Cenazesi kalkacak kalbimin
Ve yine gözü yaşlı kalmış bir anneden başka
Kimse gerçekten umursamayacak
-Merhumu rahatsız bilirdik-

Çünkü politik bir söylem
Benim seni sevmem
Çünkü başka hiçbir şey
Bu denli düzen karşıtı değil
Güzel ve yalnız ülkende senin

08.12.2011
(23:25)

Çarşamba, Aralık 07, 2011

Bir Dün

Merhaba, benim adım Deniz. Benden geriye sadece bu kalmak üzere.

Yalvarırım daha da güzelleşme
Gökten üç tuğla düşüyor başıma
Güzelleşirken mantığını yitir en azından
Artık gazete haberleri bana acı veriyor

Hala farkına varmasındayım gidişinin
Yaşamımın sensizliğini haber eden günler arasında
Hepi topu üç dersen
Aldıramam ayırmadığım, anla
Sana göre üç günse
Bana göre altı gece
Kalbime sorsan kocaman bir darbe
Ve içinde sadece benim olduğum bu sevda arafı nesilde
Zamanın hesabını yapacak kadar bile akıl kalmadı bende

Lütfen ama
Rica ediyorum daha fazla güzelleşme
Güzelleşiyorsan da reel politikaya bulaşma
Bak yalvarıyorum sana
Bu denli hayalleşme

***

Zelzele gibi atıyor yüreğim
Yarık ve kırık olsa da
Zayıf ve çökmüş bu bedenimde
Duyuyorum yine de
Umudu kayıp, çilesi yokuşlarda
İnletiyor yıkılmış dünyamı
Sanki toprak altında

Nice sevmeklerden sonra
Tam da dibi olmayan bir akşamın sonu
Ve dibini göreceğim bir şişenin sonunda
İlk defa böylesi bir yangın düştü içime
Ben anlatamıyorum, sen anla

Karanlığım kadim
İnadım yüksek promildi
Bilmiyordum da aslında
O kadar karasallamıştı ki kalbim
Unuttum kıyı güfteli benliğimi
Bir gemi olup gidebileceğini
Adı ben olmayan herhangi bir koya

Ben de hiç troleybüse binmemiştim oysa
Benim de canımı çok fazla yakmışlardı
Benim de çocukluğum terminolojik bir yalnızlıkta
Umutlar boyayarak tüketilmişti
Yazarak var oluyordum ben de
Senin gibi
Düşlemek mesleğimdi her yaşımda
Senin gibi
Her anımı
(Sanki hepsi bir anı olacakmış gibi)
Yaşıyordum şarkılar içinde
Senin gibi
Denize dökülmüştüm güçsüzüm diye
Yapalnızdı şu çok sosyo-politik fikirlerim
Anlaşılamamak anlaşılmamdı
Senin gibi
Pastel sahnelerde sanal arkadaşlıklarım vardı
Benim de
Senin gibi
Ben daha hala küçük
Ve kafası yaşından çok daha karışık bir çocuktum
Adım sululuk değil çocuksuluktu
Benim de
Senin gibi

Ama yalnızlığın bile
Sebep oldu olabilecek bütün düşlerimde
Ben zannedebilmeyi çoktan kesmiştim
Bulabilmeyi birini
O, 'o' olacak birini
En kusursuz ütopyaların güzelini
Zamanı geçirmeyi değil
Yaşayabilirlemeyi
Her yaraya merhem olacak kadar iyi
Ve sıradanlıkta şiirler görecek birini
Ben hiç zannetmezdim karşılaşabilmeyi
Biriyle
Senin gibi..

Pazartesi, Aralık 05, 2011

Bir Gün



Benim başımdan çok uzun, çok damarlı bir gün geçti.


1
*Sana ihanet ettiler şiir
Yüreksiz
Asılsız
Sahte kelambazlar
Gururunu hiçe sayarcasına kirlettiler seni şiir
İyi yalan söyleyen o korkaklar

Utanacakları da yok şiir
Mağduradım devam edecekleri seni kullanmaya
Ve yaşıyormuş gibi yapmaya
Çok iddialı ergen metraj dolanları uğruna
Ama sen
Yine de
Sakın
Boynun bükük durma
Bak sırf adam gibi acı uğruna
Seni yazanlar var hala

Aklım kalbimi örtemiyor bugün şiir
Beni de hiçpare bıraktı insafsızlar
Yazıklar olsun'dan utanacak yüzü bile olmayanlar
Güle güle iliğimizi kuruttular
Ağız çok
Laf çok
Yalan çok
Haysiyet ziyan oluyor onların kir göstermeyen ellerinde

Yine çok pastel
Düşler uydursunlar
Başkalarının güneşini
De çalsınlar
Bir de kendilerine güneş demeye kalksınlar
O gülümsemesini bile bencilleyen alçaklar

Derdim yerden göğün tepesine bugün şiir
Hiç olduk şımarık densizliklerde
Ama belki sen
Bir tek sen anlarsın beni şiir
İnsan kızamıyor kalbine kazık çakanına
Ben hiç terk edemedim şiir
Kirlettiler bizi şiir
İkimizin de kelimelerini ziyan ettiler şiir

(02:13, 78, Ülser ile yeksan)

2
*Eminim gülebiliyordur da. Kafasını uzaklaştıracak diğer bütün fiilerden çok bu canımı yakıyor. Gülümseyemeyecek halde bırakıp yoluna devam etmek, güle oynaşa. Kafayı uzaklaştırmak demişken ise yalnızca lafın gelişi çok ucuza diye. O kafa yalnızca bir yol üstü tesisi olarak kullanmış beni; ve kalbi de tuvalet hizmetinden. İçim daralıyor. Sanki ciğerlerim bir mengeneye sıkıştırılıyor. Ben çok şaşalı ve çok şiirsel bahanelerle köşedeki sandığın ardına atılmış bir oyuncağım. Kızsam neye fayda. Tavırların kimseye umur sebebi olmayacağını biliyorum. Vicdan lazım gelir pürmelalime kafaya yormaya. Sevmek lazım gelir.

Sevgi ulan!

Dinlediğin her şarkıya, okuduğun her şiire, yazdığın her bir 'o zaman öyleydi' yalana (bile) ayıp ediyorsun. Canım yanarken yanımda değildin; canın yanar yanmaz da pılını pırtını toplayıp gittin. Çok mu gururlu sebeplerin var! Oysa benim tek sebebim sevmekti. Sana kendimi açtım ben. Yalnızlığımı, zayıflığımı. Oysa senin istediğin dayanacak bir duvardı.

Ey kafasını rahat yordam dağıtabilen taş kalpli!

İnsandık oysa biz. Neyinize yetemedi.

(09:56, MA 105)

3
*Nefret etmek istiyorum senden. Avazım çıktığı kadar öfke duymak, esas ve aslı öyle olmayan bütün adlarını lanetlerde boğmak istiyorum. Şaşırmazsın hem. Anlamak yerine aforoz eden sen değil miydin? "Anlamıyorsun", diye burnu laf dağında dubleks bir ego ile defolma telaşlarına doyamazken anlamaya hiç uğraşmayan aslında sen değil miydin! Anlamaya ihtiyacın olmadığını düşünen, senin, ya bencilliğin ya da körlüğün yok muydu?

Nasılsa umursamayacaksın.

Nasılsa sen hep 'yeterince' uzaktın her şeyden, en çok benden. Nefret bile edemiyorum ben senden. Sanma ki o kadar yoksun diye benim için. Nefret bile edemiyorum senden. Neden! Canımı yaktın, gururumu çaldın, kullandın ve attın. Tebrikler olsun sana çocuk, sana çocuk dememi haksız çıkartmadın.

Aklına geldiğimde nasıl da bireysel bir hafızasızlıkla gülümsüyorsundur. Sen her güldüğünde kemikleri unufak dağılıyor. Ben senden nefret edemiyorum. Ama ben senin vicdanını sikeyim.

(10:27, MA 105)

4
*Kelimeler üşüyor. Defterler boyu koşma arzum var. Korkarım ki, hiçbirinin hiçbir zaman sana ulaşmayacağından. Hayatı nasıl yaşarıma karar verememiştim daha. Kafam karışıktı. Dağınıktı, dağınık kaldı belki de.

Ben seninle kimsenin kendine yakıştırmayacağı bir arka sokak kozmetiksizliğinde, kan ve ter içinde, aşk içinde, yerkürenin herhangi bir yerini 'evimiz' eyleyebileceğimize inanmıştım, oysa. Kimsenin eli bu kadarını kaldıramazdı tozlanmanın bulvarının başında buluşacaktık. Üstümüz başımız çirkin olacaktı. Yine de bizim olacaktı, hepsi.

O sokak, o estetikten uzaklık. Sevmenin estetik arayışlarla ilgisi yoktu. Sen bu lafı da duyacaktın benden. Mesela bugün yanımda olsaydın. Ben bunu, bugün fark edebiliyorum.

Şunu da: Hamlamışım yalan yalnız hikayelerde; pişiyordum henüz. Beklemedin. Beklemeye sebep görmedin. Ama, mesela, bugün, yanımda olsaydın görecektin tüm o mor ve yeşil ve pembe sebepleri, tüm mavi dönüşümü, senden başka hiçbir şeyin ve kişinin kalmamış olduğunu.

Bugün yoksun sen. Artık yoksun sen. Tam da çok severken yoksun. Yok oluyorum ben, istemli.

(11:24, MA 105)

5
*Ne demek istemediğimi anladığın bir akşam vardı. Sen ve ben ve yiten hikayemiz bir uçurumun başında, bar koltukları üzerinde; senin tarafından aşağıya itilmek üzereydik biz. Üzerey-mişiz. Ve sen anlamamıştın ne dediğimi, 'aslında söz sanatı' dahilinde. Ben sana, "bak, belden fazlalıkların beni ürkütüyor, bütün bir ömür onlarla nasıl olur'u düşündükçe..", derken beni anlamadın. Çirkinliğe zannettin vurguyu. Beğememe zannettin. Yine çok estetikbaz herif eleştirmelere doyamıyor seni, diye düşündün. Oysa ben demeye (çok güzel bir şey) getiriyordum ki.

Bak ben demek istiyordum ki, ben o estetik kaygıları taşıyamamaktan korkuyorum. Ben güzelliği bile sonuncu plana atmaktan korkuyorum. Ben birini, hem de hiç beklenmedik biçimde, hem de bütün bunları umursayamayacak kadar sevmekten sevmekten korkuyorum. Sen, beni korkutuyorsun çocuk! İdi.. Demek istediğim.

Sen bunu düşünmedin, eminim. Mide spazmı ritüelinden muzdarip ben de üzerine gidemedim dialoğun. Öyle kalakaldı sözler. Öylesine dediğim zannedilen üstelik o lafı, canı yaktı geçti. Kafandaki planların oturmasına bir kaldırım taşı daha oldu sadece. Bunu okumayacağını biliyorum. Yine de sen bunu okuyacakmışsın gibi yapayım.

Bak ben, ben zihnimde her ne kasdetiyorsam sen olduğu gibi anlıyorsun sanıyordum. Ben, beni anlamadıklarının birikebileceğini hiç düşünmedim ki!

(12:22, MA 105)

6
*Taşıdığım, taşımayı yeğlediğim bütün endişeler mizah unsuru oldu bugün. (Kızgınlığım, kırgınlığım, canımın acısı geçmiyor olsa da, hiç.) Şu bağzı insanlarlar karşılaşmayayım, bağzı kapalı mekanlarda bulunmayayım, yeri geldiğinde itin başkonsolosu gibi davranayım ve vesaireler. Ben bunların ne denli ahmakça olduğunu nasıl göremedim! İnanamıyorum bazen. Mesela şu an.

Mesela şu an algılayabiliyorum ancak. Bir travma sonrası, bir şehir bıkkınlığı halası, bir kocaman kişilik kişilik arayışı ile mutluluğu tamamen sevgi dolu bir üçüncü tekil sanıyorum zamanında, seninle oldurmadıklarımızı.

Yıllar önce şu anda içindeki çaresiz bir sınıf köşesinde, bana bunları yazdıran binaya bakıp çok ciddi ve çok gençlik hayaller kurmuştum ben. Şimdi camdan dışarı, karşıki dağların bozkır ve beton örtüsüne bakarken yine benzer duyguları duyuyorum. Tüm başaramadıklarım, üçüncü tekillerin olmamışlıkları yerine.

Ve de lanet olsun! Lanet olsun ki, camdan dışarı bakarken hissettiğim o duygu seni hatırlatıyor bana. Bunu ben göremedim; bugün ve bu pencereden bu açıyla bakmaya kadar. Sen ise hiçbir gün göremeyeceksin. Başkalarına kalacak rüyaların kondüktörlüğü.

Mesela şu anda, şu anda da, uyandığında ilk seni görecek insanın boğazını deşmek istiyorum. Evet, o 'anlamsız' hallerim benim belki. Epeyce şiddet yüklü. Şiddet sevmekse mevzu meşrudur, sana anlamsız gelmeye devam ediyorsa da.

Hem sevmek de anlamsız değil mi artık, sana, benden geliyor müddetince?

(12:44, MA 105)

7
*Üzerime yapraklar yağıyor üşütmeye antlı bu sonu baharların. Ben iyi biri olamadım mı acaba? Hep, herkese akıl dağıtırken, söylenin değil anlaşılacağın öneminden demi vurmaya doyamazken, neden tam tersinden başkasını hiç yapamadım, bana ait olan tek yaşamak esnasında? Neden ben, anlaşılabilmenin değerini hiçe saydım da, hiç bile desem anlaşılacak sandım, acaba? Bilmiyorum. Belki de ben, o komadan hiçbir zaman gerçekten uyanamadım. Belki ben, hiçbir zaman o kadar iyi laflar yazamadım. Belki annemden başka kimse bana değer vermedi. Ve bir tek babamdı beni ciddiye alan.

Belki de sevmeyi bile beceremedim, bilhassa sevilmeyi. Bilemiyorum. Hiç terk edemedim doğru ama, onu biliyorum işte. "Geceyi uyutan gündüz yüzlü kız".. Ben bir aşktan diğerine bu denli hızlı seyahat edebilirken neden acılarım hep gereğinden uzun metraj kaldı?

(Mutluluk en büyük intikamdı.
Ve ben kimseden intikam almadım.)

(13:11, Kampüste herhangi bir yer)

8
*Bir yıla kaç tükenmek sığabilir? Birkaç mevsim kaç ülser travmasına sahneardı olur peki? Bu soruları yazanından başka kimse okuyacak mıdır? Yine sen kaldın kendinden başka kimsenin kalmadığı bu kalabalıkta Deniz.

Yine de üzül sen, giden asla ama asla tam olarak dönmez nihayetinde. Ve bu sefer hiç dönmeyecektir de. Yine de bıkıl sen. Nasılsa ne dersen de gündüzün karanlığında yok olacak. 'Ben ne yapsam olmuyor', diye bir abim vardı benim. Bir tek kazığa meyil etmeyen o kalmıştı. Nitekim ben bunu da görmüş, geçirilmiş oldum. Ama maksadım kimseyi suçlamak değil. Sade canım sancıyor benim. Çok..

Tam, "bu sefer işte", dediğimde üzerime yıkıldı bütün çocuksu düşlemeler. Olsun dedikçe olamadı. Bu yıla çok fazla hüzün sığdı. Bu esnada malum midem yanıyor elbette. Kuşkusuz bu da geçer, unutulur belli bir süreyle. İşte canımı yakan bu! Neden olmamasına alışmak tek çare? Olsun'dur derdim oysa. Midem kaynıyor. Üşüyorum. Hiçbir mevsim bu denli soğuk olmamıştı.

(13:31, A Binası Önü)

9
*Bugün
Karanlık kahkalar atarken gördüm seni rüyamda
Rüyamda görsem inanmazdım ama
Daha dün kanlı canlı şahit olmuştum buna

Bugün
Özlenmemekteyim
Hem de hiç, malum
Giz'in özüne kan ağlayacak bir kalp yolladım
Ben hep göreceli
Sen hep mutlak
İkimiz beraber çok muğlak
Olduksa da
Güzelliğinin rüyaları bile kıskandırdığı olmuştu
Olanla olunuyordu işte
Yollu yolunda gidiyordu bir şekilde

(Bugün
Reddedildim
Hem evlatlıktan
Hem ebeveynlikten
Meğerse bilseydim de ben
Bir günün öğleninde
Bilsem bile gidemezdim
Seninle oldukça
Kederperverlikten)

Bugün
Düne kurban olmuş
Saçma sapan bir planla çökmüş
Üzerine zorla karanlık sürülmüş
Kalbe ziyan bir gündür

Bugün
Yıkıntıların arasında kendimi arıyorum
Orada kimse var mı!
Diye bağırıyorum
Oralı olamıyorum
Göçükten çıkarayım seni
Diyorum kendime
Çıkmaya sebep bulamıyorum
Bugün depremertesi

Bugün
Bir çocuk neşe içinde yaşıyor
İnsafsızlığın bayrağını o taşıyor
Diğer çocuksa betonarme bir çaresizliğin altında
Ağırlığınca
(ve ağladıkça)
Can çekişiyor

Bugün de
Diğer bütün günler gibi
Bir aşktan
Yalnızca biri
Sağ çıkıyor

(14:11, B 104)

10
*Uzun uzadıya düşünecekken tam, uzaktan gördüm seni. Her kimdi ise telefondaki, ben değildim. Ki bu öfkeye yeterdi. Aklıma geldi, ihtimali. İhtimali yaşamına ben olmadan devam etme hazırlıklarına ne kadar evvelden başladığının, mesela çok.

Sanırım tam bir saat içinde 9-10 sigara söndürüyorum bu kara, kapkara ama az bulutlu Pazardevrisi günü, ciğerlerimde. Öyle görünüyor ki, tam bir günde epeycesine şen ve bir o kadar da şakrak bir birey olmuşsun, uzaktan. Belki de aklına bile gelmiyor, bir gün devrisinde bile. Salaklıyorum diye (düşümüyor bile) aklından transit geçiriyorsun. Bu Çarşamba en geç yine geceler ve çakalları güzel kıza kavuşacak. Benimse içinden zar zor çıkacağım odamı duvardan duvara çok promil cümlelerle kaplayıp, yangınlar dükü yüreğimden bir tek kıvılcım olacak cümle ile yakmak istiyorum, tavandan tırnağa.

Sanki midemin sıkılıp, boku çıkarılacasına sıkılıp, canı çıkartılıyor düşündükçe. (Ki düşünmek kelimesi, safi hissetmek sözü sana anlamsız geliyor diye.)

Sanki iç organlarıma kancalar takılmış; ne zaman olur ki sen gönle düşsen (mesela her zaman) bir yerlerden çekiştiriliyorlar.

Sanki kalbime bir çapa saplanmış; sapasağlımlığına şahit oldukça, benim için her kalabalıkta sapa kalan herhangi bir noktada.

Ve boğazımda yumruk gibi bir boğulma var sanki. Anlatıyorum bunları. Umurundaymış gibi sanki.

(15:01, B 104)

11
*Ve de şimdi
Evet tam da şimdinin
Şu çok alkolik ikindinin
Hiç kimseye borcu ve icazeti kalmamış bu halin
Akciğerleri legal kanseri
Kalbi kocaman bir isyan söylemin
Çaresizliğin
Ve cahilliğin
Ve sevilmemezliğin
Ve yıkık düşlerin
Ve yetmeyişinin
Kelimelerin
Ve cansız olmak üzere kalbimin
Ve borcu anlamından yüksek değerlerimin
Ve her coğrafyadaki her bir kimsesizin
Ve parçalanmak üzere ellerim
Yani senden ibaret bu sevmenin
Uğruna

Pekala ve de malumun beyanatı olarak
Bildiğim, bilebildiğim her şeyin adıyla
Sancıyorum hakkımızda
Sensizlikte
Saatlarda
Uykuya bile yer kalmadı
Sensiz olunca yalnızlıklarda

Ki ben halen daha
Ki ile genleştirilecek cümleler boyunca
Yazmak, anlatmak istiyorsam sana
Senden beklediğim
Sade halimi anla
Anlayamazsan da çok üzerinde durma
Sen hiç sensiz kalmadın nasılsa
Mesela ben yine
Mesela diyerek meşru-gibisi kılıyorum ya
Kullanmanın geçen sözlerin
Şarkılarda
Şarkılar çalamıyor artık burada
Sorsan onlara
Diyecekler olsa olsa bir kat aşağa
Ama sen yoksun zamanlarda
Benim bütün fikriyatım
Sıfırın ardısı yedi kat aşağıda

Ben şiir yazamam
Peki ve kabul
Yoksa da başka anlatacak yol
Bu da olsun bir tek bana makbul
İstemiyor kalbim başka hiçbir
Olmaktansa uğruna melül

Velhasıl ile kelam gitti
Sen de gittin diyarımdan
Kaldı bana hesabını yapmanın
Mesela zarar ve ziyan
Zaten şimdiye uzantı bir zaman diliminde yazıyorum bunları
Tarihinde insanlığın
Ve
Ki
Mesela
Hiç de ifade edemiyor
Hiçbir kelime
Sensiz olunca
Yalnızlığı
(Bile)

(22:21, 78/362)

12
*Hiçbir kuşkuya yer yok iki günde onlarca sancı, iki kanama neredeysesi, bir bayılıp kalma ve yaklaşık dört paket sigara geçti başımdan. Ve fakat, bu o çok fazla bilirgelmişlere göre bir tür güçsüzlük, bir çeşit ayakta kalamama hali midir? Pekala, birden fazla cevabım var. İki tane gibi.

Bir, siktirin gidin oradan. Hiç birini hakikaten sevip yitirdiniz mi? Bence sanmıyorum. Bence ben bunu birden çok gördüm. Yine bence, ben bunu daha evvelde hiç böylesine görmedim. Doğrudur, benzer, ve tartışılır ki fenasını, keder seansları da gördüm. Evet, ben çok göz yaşı döktüm ve şimdi bir damla bile ağlamıyorum. Bu demek değildir canım yanmıyor. Ben hep aynı acıya ağlardım yıllardır; bu defa bir sürü eşsiz göz yaşı döküyorum, içime. Ki, bunlar siz anlayın diye de değil. Biliyorum anlamazsınız. Ah şu binlerce yazıya konu olmuş, yüzlerce yazarın kalemine ayıp etmesine sebep olmuş sizler. Haydi dürüst olayım ben edebiyat(-ımın) tarihi boyunca ilk defa. Ben sizin ırzınıza tehdit olmakla kalmayayım, sabıkam sizden mesul değildir. Ne kadar haliniz varsa bir rafa dizip, hani şu sanatla ilgileniyormuş gibi yaptığınız her seferde olduğu gibi, uzun uzadıya dikizleyebilirsiniz. Öfkeli miyim? Oldukça. Bu bile aşkın ne olduğundan bi'haber bir takım götü boklulardan tavsiye dinleyeceğim anlamına gelmiyor.

Bir ikincisi, ayakta kalamamak, güçsüzlük; sizin sandığınız gibi taş kalpli ve taşeron hafızalı olmak değildir. Adam gibi hasretlerdir ya adam eden adamı, işte tam da bu yüzden ben bu halimden bile, mide sancımdan bile, hala içiyor olmaktan bile, bunları yazıyor olmaktan özellikle, onur duyuyorum. Ne kadar basit ya da şaşalı algılarınız olursa olsun, siz benim gibi kaybetmediniz; siz benim kaybettiğimi yitirmediniz.

Sorarım pekala, siz hiç safi korkmaktan "ya hoşlanmak iyidir, hoşlanalım ya biz" diyecek kadar sahiplenip kırmaktan korktuğunuz birini kaybettiniz mi?

Doğru, ben hatalar yaptım. Doğru, ben anlarken anlamamazlıktan geldim bir takım saçma sapan sebepler uğruna. Doğru belki, bunları yazıyor olarak hata ediyorum. Edersem edeyim. Sizler uyurken ben ülser ve reflü ve gastrit bir acı çekiyor olacağım (mesela şimdi gibi), ama olsun. En azından ben anladım. Ben, tam da çok geç olunca anladım.

Ben anladım ki, kadir ve kıymeti bilemedim. Bilmemezlikten geldim. Ahmaklıktı belki, belki onlara bok attığımdan bile çok. Kesin olan şey ise, şu an ya kalp ağrısından ya mide sancısından bayılmak üzereyim. Yine de bunları yazıyorum bilfiil. Olsun, varmasın; kabul. Çok kızdım, çok öfkelendim, çok bilmişlik ettim, çok fazla korktum ve falan. Ki o falandır, özet-i hikmeti halimin. Burada, bir daha çok bağır ve çağır yazmak istediğim bir şey var.

Ben kadir kıymet bilemedim.

Yapılmaması mı gerekir geride bırakılana bu denli yapamamak gösterileri? Ben hali hazırda birine, hiç kimseye hiçbir zaman gösteremediğim kadar zayıfsak yanımı, göstermişim zaten. Dahası olursa olsun masal. Bu sözler okunsa da, görülürmemiş gibi yapılacak nasılsa. Bu hikaye zaten 'bu ne biçim lan' oldu hali hazırda.

Bunlar insafsız ve bencil ve umursamaz ve çocuk ve bunları sırf şu okunan cümle yüzünden nefret söylemi sayacak biri uğruna. Uğruna kelimesi fazla sönük bence. Bir şölen olmalı. Hali hazırda ağzı laf yapan bir kurban var. Ama esas nokta unutulmamalı. Çarmıha gerilecek o kurban, kıymet bilememiş bir ahmak olmakla beraber canı bir hiç uğruna piç edilmiş bi'garip aşıktı.

Eğer ölüp kalmazsam bir yerlerde yarın da sürdürmek zorunda kalacağım gibi görünüyor bu sözleri. Bu hiçbir işe yaramayan sözleri.

(23:18, 78/362, mide kanamasına az kala)


Etiketler: ,

Salı, Eylül 06, 2011

Aşk-ı Güzaf

İşbu devrik bu irisi, ilk defa yazanının kendisi ile ilgili olamayan bir şey yazma örneğidir. Bir nevi mikrososyal yergi maksatlı.

Raflara dizilmişiz
Hepimizin ego ambalajı parıldıyor
Dev bir maske ambarı içindeyiz
Harikuladeyiz
Hemen her konuda
İki yaprak sayfa edemeyen akıllarımız
Ve iki yaprak kadar bile olmayan
Natürmort çirkinliğimizle
İnat ve reddiye içinde
Hemen piriyiz
Hemen her konunun
Özellikle aşkın
Özellikle anlaşılamamanın

Raflardayız evsiz
Dünya kocaman bir insan marketi
Şarküteri sevdalar derdine
Parıldayan yalanlar söyleniyor
Ürolojik devalüasyonlar içinde

Raflarda dizili insanlar
Sevimsiz bir sevmek arayışı var
Sanki ve daima
Herkesin ortak fiili
Romantizm katilliği

Biz çok büyüğüz
Çok güçlüyüz
Çok gururlu ve çok hüzünlüyüz
Hemen her konuyu anlarmış gibi yapıp
Raflardan bekliyoruz
Çocuklar gibi saf bir sevgiyi
Güçlü olmak meziyet
Ödülü çocuk muamelesi görmek

Hele ki konu aşksa
Bizden daha alimi yok koca dünyada
Nasıl da zavallı bir kılıf bulmuşuz yaşamaya
Sevmekten bile fazla
Anlaşılamamakla gururlanırken
Yani oyunun herkes farkında
Artık kimse hiç kimseyi
Toprağın çiçeği sevdigi gibi
Sevmeyecek nasılsa
Mağrur ama mağduruz bu yolda
Her zaman ve her durumda
Hani herkes çok sevmiş
Ama çok yanlış birileri sevmiş de
Kalbi delik deşik edilmiştir ya
İşte o an yalanlarımız en büyüğünü söylüyoruz
Aşka inanmıyorum!
Aşk yoktur
Varsa yoksa delice bir aptallıktır!
Derken aslında
Yine bir yerlerden biri çıkagelsin de
Çıkarıversin bizi bu dipsizlikten diye
Umaradım ve avaz avaz
Susuyoruz
Aşk da aşıklık da ve aşktan canı yanmışlık da
Rafa konulmuş benliğimizin
Kendini satabilmesi için söyleniyor
Yalnızca olabilmek için
Yeniden birinin
Yeniden yenilmenin

İçinde aşk olmayan bir müddete yaşamak denebilir mi sanki
Süre, bir ömür kadar uzun metraj olsa bile
Herkes mağdur, herkes mağrur
Herkes muğlak, herkes mağlum

O zaman gecenin kör ve karanlık ve anonim şu saatinde
Biri cevap versin şu cevabını çok merak ettiğime
Bir beden
İçine girilecek ya da içine alınacak
Bir et için mi
Bu kadar çok sevda yalanı söylemek
Yoksa yalnızca yalnız kalmamak için mi
Gerçek fahişeliktir?

Perşembe, Şubat 10, 2011

Geçmiş Zaman


İşbu yazılanlar, bazı defterlerin, bazı sayfalarından rastgele seçilmiş olup, yazanını keder zengini yapmaktan başka herhangi bir maksat taşımamaktadır.

"Bazen bir ses yeter
Kaçak yaraları tekrar açmaya
Onun olması gerekmez
Müziğin neşeli olması fark etmez
Tanıdık bir ses olsun yeter
Hemen de başlar
Duyuların, duygularınla kooperatif
Seni ardından bıçaklamaya

Bir koku duyarsın gayipten
Sonra bir çift gülen göz
Ki onlar sana muhtemelen
Tarifi sayfalarca bir kin kusuyordur

Yalnızlığın başı ve sonu katlanılır da
Gelişmesi içine koca bir ağaç diker
Ve büyürken
Kökleriyle canını söker
Sana açan yaprakların güzelliğini dikizlemek kalır
Can yakar ama bu güzellik
Her yaprakta onu görürsün
Birer birer

Fazla güzeldir hep
Fazla özlersin hep
Sonra düşünürsün

Sen onu artık
Ancak serbest çağrıştığı anlarda
Haddinden güzel bir imge olarak görebiliyorsundur
Kim bilir hangi godoş şimdi
Hatta belki de tam şu anda
O ağacın dibine uzanmış
Onun olmanın paha biçilmezliğinden mütevellit
Herhangi bir şeyler söyleyip
Şair muamelesi görüyordur
Diye sormaya gör sen
Ama sormuşsundur çoktan
Halefini merak eder erkek cinsi
Bok sürdürmediğin egon
İtin götüne ring servisi yapadursun
Toparlarsın kendini
Ağaç yok olur
Yerine çok ülser bir boşluk gelir
Biraz da gözlerine sigara dumanı
Özlersin
Bazen çok fazla özlersin
Bazen hatta
Şimdi çağırsa beni
Kollarına koşsam, dersin
Sonra müzik susar
Sen gönlünün acısını eline vuruyorsundur
Aslında güzel olabilirdi desen de
Di'li geçmişe çare yoktur
Ki sen çoktan beri
Artık istenmez zamanların
Lezzetsiz bir anısı olmuşsundur
O bunları okusa keşke dersin
Sebebi yoktur, zannedersin
Ama vardır
Sebep, seni en iyi tanımasını istediğine
Kendini sorabilmeyi istemektir
Kağıt bitmiştir
Kelimeler susmaya başlar
Bir nefes daha çekersin sigarandan
Gecenin ortasında
Güneş bile kül olur
Gözlerin dolar
Ve aşkın tek taraflı feshedilir."

17.09.2010
Ankara


"Siz yokken, her şeyin tek bir sıfatı var, her şey sizsiz. Bırakalım bu, sen denilmesi gereken çok güzele siz demek idari başkent resmiyetini. Size sadece sen diyelim. Karşımıza alıp seni, seviyorum, diyelim. Bizi, bizlikten kurtarıp ben yapsan. Bak hazır senin sayende var oluyorum ben. Varlığım, armağanlığını geçtim, varlığınızdandır hanımefendi. Sen gelmeyeceksen, size de razıyız. Alkol sizden razı olsun. Gene defterine veresiye bir aşk gönlün. Sensizken, sevmek, ha veresiye ha hiçesiye, ne fark eder. Sen, siz yoksunuz esasında. Yalnızım ben. Ama yanlış anlamayınız, sizi suçlamıyorum. Daha tam olarak tanışamadık bile. Ama oradasınız biliyorum. Tanısam daha bile çok severdim sanırım sizi. Yine de birbirimizleri kandırmayalım. Sizinle hem tanışıklığım, hem tanışabilme ihtimalim hem de ilişkim yok denecek kadar yok."

24.09.2010
Ankara

Etiketler:

Pazartesi, Ocak 17, 2011

Günün Özetleri



Bir

Yaman bir acı var içimi boydan ene saran. Müziğe, seyre dalınan sanata eğlence derler Kapıkule ardı ülkelerde. Eh, tabii. Adamların genel kültüründe hicaz yok örnekse. Eğlenmek için miydi ki sanat? Tanımlarla derdim var benim bu akşam. Mesela, kafa dağıtmak deriz biz. Kafa dağıtmak, var olan stresi atmak anlamında kullanılır bizde. Oysa ben grameradım gidiyorum bu akşam ve kafamı gerçekten dağıtıyorum. Toplu durunca bir boka yaradığını görmedim henüz. Dağıttım kafayı ve hatta darma dağın ettim, paramparça oldu. Çok da güzel değilse de eskisinden daha iyi oldu. En azından, belki artık şimdi inanılır yaralı olduğu. Kafayı fikren dağıtmama gerek yoktu. Hali hazırda o süreç zaten tamamlanageliyordu. En nihayetinde aşk bu. Mantığı, doğrusu, düsturu olmaz ki. Çünkü aşk mantıklı değildir hocam. Bu sanılmasın aşkı kötülemek adına. Bilakis. Aşk iyi ki mantıksız, iyi ki kontrolsüz, iyi ki bu kadar akıl dışı. Mantıklı sebepler denen şeyden iyi ki bu kadar uzak ki sevmeye kılıf bulmaya gerek kalmıyor; şevişmede mecburen olsa da. Bütün mantıklı sebeplerimi unuttum. Bütün aklımı yitirdim ve ben, deliler gibi sevdim. Mutlu etmek gibi insan üstü bir görev de yüklemedim kendime. Sade sevdim. Gel dedim, gel, mutsuz da olalım. Yani bütün insanlar gibi bazen mutlu, bazen mutsuz ama birlikte olalım. Gelmedi. Dedim ki, sen gelmezsen çorak kalır, yıllarca nadas kurtarmaz bu yüreği. Gelmedi. İnat ettim ki, yapabiliriz, sen ve ben yapamayız ama biz olunca hallolur her her bir korkunun altındaki sebebi yok etmek. Gelmedi. Oysa bir gelseydi. Kötü bir niyetim de yoktu. Yalnızca seyredalacaktım onu. Yani, benim bildiğim en güzel manzarayı. Ama gelmedi işte. Sanat demiştim hani. Bana artık her şarkı hicaz. Ve şarkının herhangi bir dakikası, her şeye ancak seyirci kalabilecek kalbim, çıldır bakalım kendi başına. Pilli Bebek çalıyor mesela. Eğlenti olacaktı değil mi? İcabında bu müzik de hicaz olur, yürek yakar. Behzat Ç. mesela, o da eğlenmek içindi hani? Polisiyenin, polisle alakasını izleyen kimmiş! Orada da yürek yaraları var pek kanayan. Bağlandık, kurulduk ekranın karşısına kalbimizin kadını oynadığı bu pornoyu izliyoruz işte. Ve alkol eşliğinde. Rakı kadehinde bira ile. Ne yapalım hocam, para yok ki rakının kendisine hak ettiği muameleyi çekmeye. Alkolik olmak bir tercih şansı değil ki. Mantıklı sebepleri vardı hep o karşı tarafların. Ben, sen, biz daha ne kadar aşk mantık işi değildir diye gitsek nereye kadar ki? Karşı taraflar hiç aşık olmadı ki. Mantıklı sebepler vardı. Oysa bende azıcık bile akıl kalmamıştı. Bir hayalim vardı, kalbimdeki halklara dair, yani sana. Olmadı. Gelmedin. İçince her yerde deniz var, sözü çoğrafi acıları dindiriyordu belki. Ama içince sen yoksun diye içmekten vazcayacağım zannedilmesin. Sızana kadar aşk acısı çekmeye devam. Sonra bir gün daha ve bir gün daha ve bir gün daha. Bu günler ya seni getirecek ya beni siroz edecek ya da seni unutturacak. Sonuncu seçenek hakkında hiçfikir olduğumuza göre içmeye, Pilli Bebek'e ve Behzat Ç.'ye devam. Sen eğlenmene bak. Nasılsa, "ah neşesi yeter".

İki

Bomboş bir zihin, bombok bir kalp ve tarifi imkanlar dışı bir ruh hali, ruh halimin halet-i ruhiyesini anlatır. Bir sana anlatır ama gel ve görmemeyi tercih et ki sana ulaşmaz. Ben demiştim sana, artık ne anlatırsam sana anlatırım ama sen orada olmazsın, bilsen bile oralı bile olmazsın diye. Oralılık diye bir şey var. Ben senin yanınlı olmayı isterdim mesela. Düşünsene bir kere. Dünyanın en güzel ülkesidir, senin yanın. Düşün bir, ben ki dünyanın en güzel yeriliyim, hem de şüphesiz. Şahsi egom da değil. Mustafa Kemal öyle demiş. Şu gün yaşadığımız bütün bu über-sünni kabine zamanlarda bile bir değeri olmalı değil mi bu sözün ve sözü edenin. Senin yanınlı olmak kimliğime gururla yazacağım bir hane olurdu. Beklentim de çok olmazdı. Senin yanın ülkesinde bir hane, bir göz odam olsaydı. O odada da sen olsaydın. Cidden bak istediğim bu. İstediğim çok değil, diyemem. Nihayetinde istediğim sensin. Ve o ülkede hem sarhoş hem halvet olmak özgür aklın hakkı olurdu. Hesabı tutulan fiziki tatminlerde olmazdı. Beni bilirsin. Ben saçlarını okşarken bile tatmin olurum. Ama bu bir gereğinden fazla sevmenin gereğinden erken boşalmasına metaforik bir kılıf değil, varsa yoksa seni nasıl da çok sevdiğime dair yapılmış başarısız bir benzetme.