Benim başımdan çok uzun, çok damarlı bir gün geçti.
1
*Sana ihanet ettiler şiir
Yüreksiz
Asılsız
Sahte kelambazlar
Gururunu hiçe sayarcasına kirlettiler seni şiir
İyi yalan söyleyen o korkaklar
Utanacakları da yok şiir
Mağduradım devam edecekleri seni kullanmaya
Ve yaşıyormuş gibi yapmaya
Çok iddialı ergen metraj dolanları uğruna
Ama sen
Yine de
Sakın
Boynun bükük durma
Bak sırf adam gibi acı uğruna
Seni yazanlar var hala
Aklım kalbimi örtemiyor bugün şiir
Beni de hiçpare bıraktı insafsızlar
Yazıklar olsun'dan utanacak yüzü bile olmayanlar
Güle güle iliğimizi kuruttular
Ağız çok
Laf çok
Yalan çok
Haysiyet ziyan oluyor onların kir göstermeyen ellerinde
Yine çok pastel
Düşler uydursunlar
Başkalarının güneşini
De çalsınlar
Bir de kendilerine güneş demeye kalksınlar
O gülümsemesini bile bencilleyen alçaklar
Derdim yerden göğün tepesine bugün şiir
Hiç olduk şımarık densizliklerde
Ama belki sen
Bir tek sen anlarsın beni şiir
İnsan kızamıyor kalbine kazık çakanına
Ben hiç terk edemedim şiir
Kirlettiler bizi şiir
İkimizin de kelimelerini ziyan ettiler şiir
(02:13, 78, Ülser ile yeksan)
2
*Eminim gülebiliyordur da. Kafasını uzaklaştıracak diğer bütün fiilerden çok bu canımı yakıyor. Gülümseyemeyecek halde bırakıp yoluna devam etmek, güle oynaşa. Kafayı uzaklaştırmak demişken ise yalnızca lafın gelişi çok ucuza diye. O kafa yalnızca bir yol üstü tesisi olarak kullanmış beni; ve kalbi de tuvalet hizmetinden. İçim daralıyor. Sanki ciğerlerim bir mengeneye sıkıştırılıyor. Ben çok şaşalı ve çok şiirsel bahanelerle köşedeki sandığın ardına atılmış bir oyuncağım. Kızsam neye fayda. Tavırların kimseye umur sebebi olmayacağını biliyorum. Vicdan lazım gelir pürmelalime kafaya yormaya. Sevmek lazım gelir.
Sevgi ulan!
Dinlediğin her şarkıya, okuduğun her şiire, yazdığın her bir 'o zaman öyleydi' yalana (bile) ayıp ediyorsun. Canım yanarken yanımda değildin; canın yanar yanmaz da pılını pırtını toplayıp gittin. Çok mu gururlu sebeplerin var! Oysa benim tek sebebim sevmekti. Sana kendimi açtım ben. Yalnızlığımı, zayıflığımı. Oysa senin istediğin dayanacak bir duvardı.
Ey kafasını rahat yordam dağıtabilen taş kalpli!
İnsandık oysa biz. Neyinize yetemedi.
(09:56, MA 105)
3
*Nefret etmek istiyorum senden. Avazım çıktığı kadar öfke duymak, esas ve aslı öyle olmayan bütün adlarını lanetlerde boğmak istiyorum. Şaşırmazsın hem. Anlamak yerine aforoz eden sen değil miydin? "Anlamıyorsun", diye burnu laf dağında dubleks bir ego ile defolma telaşlarına doyamazken anlamaya hiç uğraşmayan aslında sen değil miydin! Anlamaya ihtiyacın olmadığını düşünen, senin, ya bencilliğin ya da körlüğün yok muydu?
Nasılsa umursamayacaksın.
Nasılsa sen hep 'yeterince' uzaktın her şeyden, en çok benden. Nefret bile edemiyorum ben senden. Sanma ki o kadar yoksun diye benim için. Nefret bile edemiyorum senden. Neden! Canımı yaktın, gururumu çaldın, kullandın ve attın. Tebrikler olsun sana çocuk, sana çocuk dememi haksız çıkartmadın.
Aklına geldiğimde nasıl da bireysel bir hafızasızlıkla gülümsüyorsundur. Sen her güldüğünde kemikleri unufak dağılıyor. Ben senden nefret edemiyorum. Ama ben senin vicdanını sikeyim.
(10:27, MA 105)
4
*Kelimeler üşüyor. Defterler boyu koşma arzum var. Korkarım ki, hiçbirinin hiçbir zaman sana ulaşmayacağından. Hayatı nasıl yaşarıma karar verememiştim daha. Kafam karışıktı. Dağınıktı, dağınık kaldı belki de.
Ben seninle kimsenin kendine yakıştırmayacağı bir arka sokak kozmetiksizliğinde, kan ve ter içinde, aşk içinde, yerkürenin herhangi bir yerini 'evimiz' eyleyebileceğimize inanmıştım, oysa. Kimsenin eli bu kadarını kaldıramazdı tozlanmanın bulvarının başında buluşacaktık. Üstümüz başımız çirkin olacaktı. Yine de bizim olacaktı, hepsi.
O sokak, o estetikten uzaklık. Sevmenin estetik arayışlarla ilgisi yoktu. Sen bu lafı da duyacaktın benden. Mesela bugün yanımda olsaydın. Ben bunu, bugün fark edebiliyorum.
Şunu da: Hamlamışım yalan yalnız hikayelerde; pişiyordum henüz. Beklemedin. Beklemeye sebep görmedin. Ama, mesela, bugün, yanımda olsaydın görecektin tüm o mor ve yeşil ve pembe sebepleri, tüm mavi dönüşümü, senden başka hiçbir şeyin ve kişinin kalmamış olduğunu.
Bugün yoksun sen. Artık yoksun sen. Tam da çok severken yoksun. Yok oluyorum ben, istemli.
(11:24, MA 105)
5
*Ne demek istemediğimi anladığın bir akşam vardı. Sen ve ben ve yiten hikayemiz bir uçurumun başında, bar koltukları üzerinde; senin tarafından aşağıya itilmek üzereydik biz. Üzerey-mişiz. Ve sen anlamamıştın ne dediğimi, 'aslında söz sanatı' dahilinde. Ben sana, "bak, belden fazlalıkların beni ürkütüyor, bütün bir ömür onlarla nasıl olur'u düşündükçe..", derken beni anlamadın. Çirkinliğe zannettin vurguyu. Beğememe zannettin. Yine çok estetikbaz herif eleştirmelere doyamıyor seni, diye düşündün. Oysa ben demeye (çok güzel bir şey) getiriyordum ki.
Bak ben demek istiyordum ki, ben o estetik kaygıları taşıyamamaktan korkuyorum. Ben güzelliği bile sonuncu plana atmaktan korkuyorum. Ben birini, hem de hiç beklenmedik biçimde, hem de bütün bunları umursayamayacak kadar sevmekten sevmekten korkuyorum. Sen, beni korkutuyorsun çocuk! İdi.. Demek istediğim.
Sen bunu düşünmedin, eminim. Mide spazmı ritüelinden muzdarip ben de üzerine gidemedim dialoğun. Öyle kalakaldı sözler. Öylesine dediğim zannedilen üstelik o lafı, canı yaktı geçti. Kafandaki planların oturmasına bir kaldırım taşı daha oldu sadece. Bunu okumayacağını biliyorum. Yine de sen bunu okuyacakmışsın gibi yapayım.
Bak ben, ben zihnimde her ne kasdetiyorsam sen olduğu gibi anlıyorsun sanıyordum. Ben, beni anlamadıklarının birikebileceğini hiç düşünmedim ki!
(12:22, MA 105)
6
*Taşıdığım, taşımayı yeğlediğim bütün endişeler mizah unsuru oldu bugün. (Kızgınlığım, kırgınlığım, canımın acısı geçmiyor olsa da, hiç.) Şu bağzı insanlarlar karşılaşmayayım, bağzı kapalı mekanlarda bulunmayayım, yeri geldiğinde itin başkonsolosu gibi davranayım ve vesaireler. Ben bunların ne denli ahmakça olduğunu nasıl göremedim! İnanamıyorum bazen. Mesela şu an.
Mesela şu an algılayabiliyorum ancak. Bir travma sonrası, bir şehir bıkkınlığı halası, bir kocaman kişilik kişilik arayışı ile mutluluğu tamamen sevgi dolu bir üçüncü tekil sanıyorum zamanında, seninle oldurmadıklarımızı.
Yıllar önce şu anda içindeki çaresiz bir sınıf köşesinde, bana bunları yazdıran binaya bakıp çok ciddi ve çok gençlik hayaller kurmuştum ben. Şimdi camdan dışarı, karşıki dağların bozkır ve beton örtüsüne bakarken yine benzer duyguları duyuyorum. Tüm başaramadıklarım, üçüncü tekillerin olmamışlıkları yerine.
Ve de lanet olsun! Lanet olsun ki, camdan dışarı bakarken hissettiğim o duygu seni hatırlatıyor bana. Bunu ben göremedim; bugün ve bu pencereden bu açıyla bakmaya kadar. Sen ise hiçbir gün göremeyeceksin. Başkalarına kalacak rüyaların kondüktörlüğü.
Mesela şu anda, şu anda da, uyandığında ilk seni görecek insanın boğazını deşmek istiyorum. Evet, o 'anlamsız' hallerim benim belki. Epeyce şiddet yüklü. Şiddet sevmekse mevzu meşrudur, sana anlamsız gelmeye devam ediyorsa da.
Hem sevmek de anlamsız değil mi artık, sana, benden geliyor müddetince?
(12:44, MA 105)
7
*Üzerime yapraklar yağıyor üşütmeye antlı bu sonu baharların. Ben iyi biri olamadım mı acaba? Hep, herkese akıl dağıtırken, söylenin değil anlaşılacağın öneminden demi vurmaya doyamazken, neden tam tersinden başkasını hiç yapamadım, bana ait olan tek yaşamak esnasında? Neden ben, anlaşılabilmenin değerini hiçe saydım da, hiç bile desem anlaşılacak sandım, acaba? Bilmiyorum. Belki de ben, o komadan hiçbir zaman gerçekten uyanamadım. Belki ben, hiçbir zaman o kadar iyi laflar yazamadım. Belki annemden başka kimse bana değer vermedi. Ve bir tek babamdı beni ciddiye alan.
Belki de sevmeyi bile beceremedim, bilhassa sevilmeyi. Bilemiyorum. Hiç terk edemedim doğru ama, onu biliyorum işte. "Geceyi uyutan gündüz yüzlü kız".. Ben bir aşktan diğerine bu denli hızlı seyahat edebilirken neden acılarım hep gereğinden uzun metraj kaldı?
(Mutluluk en büyük intikamdı.
Ve ben kimseden intikam almadım.)
(13:11, Kampüste herhangi bir yer)
8
*Bir yıla kaç tükenmek sığabilir? Birkaç mevsim kaç ülser travmasına sahneardı olur peki? Bu soruları yazanından başka kimse okuyacak mıdır? Yine sen kaldın kendinden başka kimsenin kalmadığı bu kalabalıkta Deniz.
Yine de üzül sen, giden asla ama asla tam olarak dönmez nihayetinde. Ve bu sefer hiç dönmeyecektir de. Yine de bıkıl sen. Nasılsa ne dersen de gündüzün karanlığında yok olacak. 'Ben ne yapsam olmuyor', diye bir abim vardı benim. Bir tek kazığa meyil etmeyen o kalmıştı. Nitekim ben bunu da görmüş, geçirilmiş oldum. Ama maksadım kimseyi suçlamak değil. Sade canım sancıyor benim. Çok..
Tam, "bu sefer işte", dediğimde üzerime yıkıldı bütün çocuksu düşlemeler. Olsun dedikçe olamadı. Bu yıla çok fazla hüzün sığdı. Bu esnada malum midem yanıyor elbette. Kuşkusuz bu da geçer, unutulur belli bir süreyle. İşte canımı yakan bu! Neden olmamasına alışmak tek çare? Olsun'dur derdim oysa. Midem kaynıyor. Üşüyorum. Hiçbir mevsim bu denli soğuk olmamıştı.
(13:31, A Binası Önü)
9
*Bugün
Karanlık kahkalar atarken gördüm seni rüyamda
Rüyamda görsem inanmazdım ama
Daha dün kanlı canlı şahit olmuştum buna
Bugün
Özlenmemekteyim
Hem de hiç, malum
Giz'in özüne kan ağlayacak bir kalp yolladım
Ben hep göreceli
Sen hep mutlak
İkimiz beraber çok muğlak
Olduksa da
Güzelliğinin rüyaları bile kıskandırdığı olmuştu
Olanla olunuyordu işte
Yollu yolunda gidiyordu bir şekilde
(Bugün
Reddedildim
Hem evlatlıktan
Hem ebeveynlikten
Meğerse bilseydim de ben
Bir günün öğleninde
Bilsem bile gidemezdim
Seninle oldukça
Kederperverlikten)
Bugün
Düne kurban olmuş
Saçma sapan bir planla çökmüş
Üzerine zorla karanlık sürülmüş
Kalbe ziyan bir gündür
Bugün
Yıkıntıların arasında kendimi arıyorum
Orada kimse var mı!
Diye bağırıyorum
Oralı olamıyorum
Göçükten çıkarayım seni
Diyorum kendime
Çıkmaya sebep bulamıyorum
Bugün depremertesi
Bugün
Bir çocuk neşe içinde yaşıyor
İnsafsızlığın bayrağını o taşıyor
Diğer çocuksa betonarme bir çaresizliğin altında
Ağırlığınca
(ve ağladıkça)
Can çekişiyor
Bugün de
Diğer bütün günler gibi
Bir aşktan
Yalnızca biri
Sağ çıkıyor
(14:11, B 104)
10
*Uzun uzadıya düşünecekken tam, uzaktan gördüm seni. Her kimdi ise telefondaki, ben değildim. Ki bu öfkeye yeterdi. Aklıma geldi, ihtimali. İhtimali yaşamına ben olmadan devam etme hazırlıklarına ne kadar evvelden başladığının, mesela çok.
Sanırım tam bir saat içinde 9-10 sigara söndürüyorum bu kara, kapkara ama az bulutlu Pazardevrisi günü, ciğerlerimde. Öyle görünüyor ki, tam bir günde epeycesine şen ve bir o kadar da şakrak bir birey olmuşsun, uzaktan. Belki de aklına bile gelmiyor, bir gün devrisinde bile. Salaklıyorum diye (düşümüyor bile) aklından transit geçiriyorsun. Bu Çarşamba en geç yine geceler ve çakalları güzel kıza kavuşacak. Benimse içinden zar zor çıkacağım odamı duvardan duvara çok promil cümlelerle kaplayıp, yangınlar dükü yüreğimden bir tek kıvılcım olacak cümle ile yakmak istiyorum, tavandan tırnağa.
Sanki midemin sıkılıp, boku çıkarılacasına sıkılıp, canı çıkartılıyor düşündükçe. (Ki düşünmek kelimesi, safi hissetmek sözü sana anlamsız geliyor diye.)
Sanki iç organlarıma kancalar takılmış; ne zaman olur ki sen gönle düşsen (mesela her zaman) bir yerlerden çekiştiriliyorlar.
Sanki kalbime bir çapa saplanmış; sapasağlımlığına şahit oldukça, benim için her kalabalıkta sapa kalan herhangi bir noktada.
Ve boğazımda yumruk gibi bir boğulma var sanki. Anlatıyorum bunları. Umurundaymış gibi sanki.
(15:01, B 104)
11
*Ve de şimdi
Evet tam da şimdinin
Şu çok alkolik ikindinin
Hiç kimseye borcu ve icazeti kalmamış bu halin
Akciğerleri legal kanseri
Kalbi kocaman bir isyan söylemin
Çaresizliğin
Ve cahilliğin
Ve sevilmemezliğin
Ve yıkık düşlerin
Ve yetmeyişinin
Kelimelerin
Ve cansız olmak üzere kalbimin
Ve borcu anlamından yüksek değerlerimin
Ve her coğrafyadaki her bir kimsesizin
Ve parçalanmak üzere ellerim
Yani senden ibaret bu sevmenin
Uğruna
Pekala ve de malumun beyanatı olarak
Bildiğim, bilebildiğim her şeyin adıyla
Sancıyorum hakkımızda
Sensizlikte
Saatlarda
Uykuya bile yer kalmadı
Sensiz olunca yalnızlıklarda
Ki ben halen daha
Ki ile genleştirilecek cümleler boyunca
Yazmak, anlatmak istiyorsam sana
Senden beklediğim
Sade halimi anla
Anlayamazsan da çok üzerinde durma
Sen hiç sensiz kalmadın nasılsa
Mesela ben yine
Mesela diyerek meşru-gibisi kılıyorum ya
Kullanmanın geçen sözlerin
Şarkılarda
Şarkılar çalamıyor artık burada
Sorsan onlara
Diyecekler olsa olsa bir kat aşağa
Ama sen yoksun zamanlarda
Benim bütün fikriyatım
Sıfırın ardısı yedi kat aşağıda
Ben şiir yazamam
Peki ve kabul
Yoksa da başka anlatacak yol
Bu da olsun bir tek bana makbul
İstemiyor kalbim başka hiçbir
Olmaktansa uğruna melül
Velhasıl ile kelam gitti
Sen de gittin diyarımdan
Kaldı bana hesabını yapmanın
Mesela zarar ve ziyan
Zaten şimdiye uzantı bir zaman diliminde yazıyorum bunları
Tarihinde insanlığın
Ve
Ki
Mesela
Hiç de ifade edemiyor
Hiçbir kelime
Sensiz olunca
Yalnızlığı
(Bile)
(22:21, 78/362)
12
*Hiçbir kuşkuya yer yok iki günde onlarca sancı, iki kanama neredeysesi, bir bayılıp kalma ve yaklaşık dört paket sigara geçti başımdan. Ve fakat, bu o çok fazla bilirgelmişlere göre bir tür güçsüzlük, bir çeşit ayakta kalamama hali midir? Pekala, birden fazla cevabım var. İki tane gibi.
Bir, siktirin gidin oradan. Hiç birini hakikaten sevip yitirdiniz mi? Bence sanmıyorum. Bence ben bunu birden çok gördüm. Yine bence, ben bunu daha evvelde hiç böylesine görmedim. Doğrudur, benzer, ve tartışılır ki fenasını, keder seansları da gördüm. Evet, ben çok göz yaşı döktüm ve şimdi bir damla bile ağlamıyorum. Bu demek değildir canım yanmıyor. Ben hep aynı acıya ağlardım yıllardır; bu defa bir sürü eşsiz göz yaşı döküyorum, içime. Ki, bunlar siz anlayın diye de değil. Biliyorum anlamazsınız. Ah şu binlerce yazıya konu olmuş, yüzlerce yazarın kalemine ayıp etmesine sebep olmuş sizler. Haydi dürüst olayım ben edebiyat(-ımın) tarihi boyunca ilk defa. Ben sizin ırzınıza tehdit olmakla kalmayayım, sabıkam sizden mesul değildir. Ne kadar haliniz varsa bir rafa dizip, hani şu sanatla ilgileniyormuş gibi yaptığınız her seferde olduğu gibi, uzun uzadıya dikizleyebilirsiniz. Öfkeli miyim? Oldukça. Bu bile aşkın ne olduğundan bi'haber bir takım götü boklulardan tavsiye dinleyeceğim anlamına gelmiyor.
Bir ikincisi, ayakta kalamamak, güçsüzlük; sizin sandığınız gibi taş kalpli ve taşeron hafızalı olmak değildir. Adam gibi hasretlerdir ya adam eden adamı, işte tam da bu yüzden ben bu halimden bile, mide sancımdan bile, hala içiyor olmaktan bile, bunları yazıyor olmaktan özellikle, onur duyuyorum. Ne kadar basit ya da şaşalı algılarınız olursa olsun, siz benim gibi kaybetmediniz; siz benim kaybettiğimi yitirmediniz.
Sorarım pekala, siz hiç safi korkmaktan "ya hoşlanmak iyidir, hoşlanalım ya biz" diyecek kadar sahiplenip kırmaktan korktuğunuz birini kaybettiniz mi?
Doğru, ben hatalar yaptım. Doğru, ben anlarken anlamamazlıktan geldim bir takım saçma sapan sebepler uğruna. Doğru belki, bunları yazıyor olarak hata ediyorum. Edersem edeyim. Sizler uyurken ben ülser ve reflü ve gastrit bir acı çekiyor olacağım (mesela şimdi gibi), ama olsun. En azından ben anladım. Ben, tam da çok geç olunca anladım.
Ben anladım ki, kadir ve kıymeti bilemedim. Bilmemezlikten geldim. Ahmaklıktı belki, belki onlara bok attığımdan bile çok. Kesin olan şey ise, şu an ya kalp ağrısından ya mide sancısından bayılmak üzereyim. Yine de bunları yazıyorum bilfiil. Olsun, varmasın; kabul. Çok kızdım, çok öfkelendim, çok bilmişlik ettim, çok fazla korktum ve falan. Ki o falandır, özet-i hikmeti halimin. Burada, bir daha çok bağır ve çağır yazmak istediğim bir şey var.
Ben kadir kıymet bilemedim.
Yapılmaması mı gerekir geride bırakılana bu denli yapamamak gösterileri? Ben hali hazırda birine, hiç kimseye hiçbir zaman gösteremediğim kadar zayıfsak yanımı, göstermişim zaten. Dahası olursa olsun masal. Bu sözler okunsa da, görülürmemiş gibi yapılacak nasılsa. Bu hikaye zaten 'bu ne biçim lan' oldu hali hazırda.
Bunlar insafsız ve bencil ve umursamaz ve çocuk ve bunları sırf şu okunan cümle yüzünden nefret söylemi sayacak biri uğruna. Uğruna kelimesi fazla sönük bence. Bir şölen olmalı. Hali hazırda ağzı laf yapan bir kurban var. Ama esas nokta unutulmamalı. Çarmıha gerilecek o kurban, kıymet bilememiş bir ahmak olmakla beraber canı bir hiç uğruna piç edilmiş bi'garip aşıktı.
Eğer ölüp kalmazsam bir yerlerde yarın da sürdürmek zorunda kalacağım gibi görünüyor bu sözleri. Bu hiçbir işe yaramayan sözleri.
(23:18, 78/362, mide kanamasına az kala)
Etiketler: kişisel, rahatsız